DÜNYA ŞAMPİYONASINA GİDİŞ

Spor yaşamımın en büyük başarısını voleybolu bırakmayı düşündüğüm bu son yıllarda yaşadım.
1998 Dünya Şampiyonası, Japonya.
1997 yılında Bursa'da ön eleme maçlarında İsrail'I 3-2, Hırvatistan'ı 3-0 yendiğimizde olayın pek farkında değildik. Burada İsrail maçında Bülent Ütün'ün katkısına değinmeden geçemeyeceğim. Setlerde 2-0 mağlup iken Bülent'in oyuna girmesi ve Bursa seyircisinin desteğiyle maçı lehimize çevirdik. Aynı yıl Ağustos ayında İtalya'da eleme maçlarını kazandığımızda büyük sevinç yaşadık. Finlandiya maçı 3-1, İtalya maçı 0-3 sonuçlanmıştı. Vizeyi Belçika maçını 3-1 kazanarak aldık. Maçtan sonra kendimi tutamıyordum. Üç dört kişi daha benim bu sevinç gözyaşlarıma ortak oldu. Türkiye, Star televizyonunun naklen verdiği bu maçla voleybolumuzun başarısını seyretti. Ancak bu sevincin ötesinde, gittiğimiz yerin büyüklüğünü bilmiyorduk.

1998 senesinin Mayıs ayında Küba'lı antrenör Herrera Del Gato ile çalışmaya başladık. Bize antrenmanların dışında Dünya Şampiyonasının ne kadar önemli ve zor bir organizasyon olduğunu anlatıyordu. Gene de ancak Japonya'ya gittiğimizde olayın farkına varabildik. Burası ayrı bir platform ve ayrı bir dünya idi. Maçlar sonunda başarılı olamadık. 24 ülke arasında 19. sırada turnuvayı bitirdik. Grubumuzda Rusya ve Yugoslavya'nın olması da bunda etken oldu. Yugoslavya ikinci, Rusya ise beşinci olarak turnuvayı tamamladılar. Bu benim ilk ve son Dünya Şampiyonamdı. Ancak takımdaki gençler için büyük deneyim oldu. En azından tekrar böyle bir fırsat elde edilirse nereye gittiklerini çok iyi bileceklerdi.
Bir sporcu, spor yaşamı boyunca bu tür fırsatları kolay elde edemiyor. Şimdiki gençler daha şanslı. Voleybolda oynanan milli maçlar arttı. Sporcularımız daha büyük başarılara ulaşabilirler. Bu şanslarını iyi değerlendirmelerini, yıllar sonra dönüp arkalarına baktıklarında hatırladıkları mutlulukların, üzüntülerden daha çok olmasını dilerim.
Kulüp takımlarındaki başarılar da çok önemli. Ancak milli takımla ulaşılan başarılar o spor dalının gelişimini daha fazla artırmakta ve sporcuların daha mutlu olmalarını sağlamakta.

1998 yılında Milli takım sağlık testleri sırasında doktorlar karaciğerimde Hepatit C tespit ettiler. Bu tedavisi kesin kanıtlanamamış bir tür sarılık virüsü idi. Bu şartlarda yoğun tempoda spor yapmam bazı doktorlarca sakıncalı görülüyordu. Bu sebeple milli takım çalışmaları sırasında bir buçuk ay antremanlara katılmadım. Ancak tedavi başarılı sonuç verdi ve milli takıma geri döndüm.

Bu sezon içinde İst. Büyükşehir Belediyesi takımıyla anlaşmıştım. Ancak tedavi iyi sonuçlar verse de bu hastalığımın ne olacağı belli değildi. Yöneticilere belirsiz bir durumda bu kulüpte kalmak istemediğimi, voleybolu yetiştiğim kulüp olan Altınyurt'ta ( O yıl İstanbul Yatırım Altınyurt ) bırakmak istediğimi belirttim. Çok sıcak ve anlayışlı davrandılar. Hatta bir yöneticinin beni Amerika'ya gönderip karaciğer nakli yaptırmayı teklif ettiğini sonradan öğrendim. İstanbul Büyükşehir Belediyesi takımından ayrılmam manevi olarak zor oldu. Bazı insanlar benim bu davranışımı İstanbul Yatırım Altınyurt'a gitmek için yaptığımı düşündüler. Ancak ben kesinlikle eğer hastalığım kötüye giderse çok sevdiğim bazı insanlara karşı mahçup olmamak için bu yolu seçmiştim. Yapılan ilaç tedavisi olumlu sonuçlandı, Beklenmedik bir hızla hastalığı büyük ölçüde yenmeyi başardım. Ama gene de hastalığın tekrarlama riski her zaman var.
İstanbul Yatırım Altınyurt'ta çok kuvvetli bir takıma sahip değildik. Bütçe doğrultusunda oluşturulabilecek en iyi takım kurulmaya çalışılmıştı. Ancak lige şansız başladık. Kazanabileceğimiz maçları kaybederek ilk devreyi on dördüncü bitirebildik. İkinci devrede de bir ara play-off'a girme şansını yakalasak da, bunu değerlendiremedik ve ligi on üçüncü sırada bitirerek play-out oynadık. Play-out maçlarında heyecanlı ve gergin anlar yaşamamıza rağmen turnuvayı birinci sırada bitirerek 1999-2000 sezonunda A1 liginde oynama şansımızı kaybetmedik.

1999-2000 sezonunun yaz ayında Federasyon başkanı Ahmet Gülüm ve milli takım antrenörü Herrera Del Gato'nun isteğiyle A Milli Takım yardımcı antrenörlerinin arasına seçildim. Herrera benim milli takım oyuncuları ile olan dialoğumu beğenmiş, yardımcı antrenörler içinde olmamın takıma faydalı olacağını düşünmüştü. Bu durum son yedi sekiz yıldır hem milli takımlarda hemde kulüp takımlarında yaptığım işin sadece saha kenarına taşınmış haliydi. Zordu. Çünkü saha içerisinde oyunculara müdahale edebilmeniz, onları canlandırmanız, etkilemeniz, istediğiniz hareketleri yaptırmanız daha kolaydı. Her zaman olayın hakimi ve uygulayıcısı bendim. Oysa şimdi sahada üçüncü bir şahıs olarak olaylara müdahale etmem ve yönetmem gerekiyordu. Antrenörlüğün en zor yanıda bu zaten.
Milli takım maçları o yılın Eylül ayında bitti.

Artık voleybol'u bıraktım diye düşünürken yetiştiğim kulüp olan Altınyurt'un lider pasörü Müfit trafik kazası geçirdi, yaklaşık üç ay voleyboldan uzak kalacaktı. Takımın tek pasörle idare etmesi imkansız olacağından Altınyurt ile maçlara çıkmaya ve takıma yardımcı olmaya başladım.
2000 yılbaşında Fenerbahçe'nin yabancı pasörü İvan Tasev sakatlandı, ameliyat olması gerekiyordu. Fenerbahçe daha önce üç yıl oynadığım, anılarımın olduğu bir kulüptü. Perihan Abla ve İsmail Vuran'dan ikinci devre kendilerinde oynamam için teklif yaptılar. Kabul ettim. İlk devre başarılı sonuçlar almışlardı. Ancak aynı başarıyı ikinci devre gösteremedik, ligi beşinci olarak tamamladık. Türkiye Kupasında da final four oynadık.
İkinci devre yaptığım bu değişim Voleybol Federasyonu tarafından voleybola geri dönüş olarak değerlendirildi, Milli takımdaki antrenörlük görevime son verildi.