ALTINYURT'TAN AYRILIŞIM

1987 sezonu sonunda Genel Sigorta mali sıkıntıları sebebiyle Altınyurt'tan desteğini çekmiş ve Altınyurt tekrar amatörce liglere devam kararı almıştı. Altınyurt'ta yıllarca para almadan oynamıştık. Ancak artık geçimimizi profesyonelce voleyboldan kazanıyorduk. Bu sebeble artık Altınyurt'ta amatörce mücadele şansımız kalmamıştı. Daha önceki yıllarda da transfer teklifleri aldığım Bursa'nın Sönmez Filament takımı tekrar beni renklerine bağlamak istiyordu. Yaptığımız görüşmeler sonucunda Sönmez Filament'e transfer oldum. İlk altısı Atilla Öztire, Bülent Ütün, Hakan Kayhan, Tamer Çamlıbel, Aykut Lale ve Kenan Bengü'den oluşan bu takım hayatım boyunca oynadığım en güçlü ve yabancısız takımdı. Yıl içinde iniş çıkışlı bir grafik çizmemize rağmen ilk olarak düzenlenen Türkiye Kupasını kazandık. Ligde ise oynadığımız play-off'larda, final maçında beşinci sette 15-13 kaybettiğimiz Galatasaray maçıyla ikinci olduk. Hayatımdaki en büyük hayal kırıklığı idi bu maç. Çünkü bir hafta sonra aynı Galatasaray'ı Cumhurbaşkanlığı Kupası'nda 15-5, 15-5, 15-5 gibi net bir skorla yenebilecek güçteydik. Ancak final maçında bu gücümüzü kullanamamış ve kaybetmiştik. Daha sonra Başbakanlık Kupası'nı da kazanarak 1988-1989 sezonunu bitirdik.

Milli takımlarda 1988 yılında Balkan Şampiyonası ve Bahar Kupası oynadık. Yugoslavya ve İsveç'teki bu turnuvalarda başarılı sonuçlar alamadık.

1989-1990 sezonunda Fenerbahçe'ye transfer oldum. Fenerbahçe takımı ligde orta sıralar için mücadele edebilecek bir kadroya sahipti. Takımda uyumlu bir arkadaşlık vardı. Ancak amatör şubelerdeki mali sıkıntı voleybol takımını da etkiliyordu. Sporcular ne kadar özverili davransa da mali sıkıntı performansımızı etkiliyordu. Ligi gene de orta sıralara yakın bitirebildik. Bu sezon Bolu'da Klasman maçlarında Arçelik ile oynadığımız maçı unutamam. Arçelik bu maçı kazanırsa finallere gidecekti. Bizim için final şansı yoktu. Ancak biz maçı kazanırsak Emlak Bankası finallere gidecekti. Maç çok stressli bir ortamda oynandı ve maçı Arçelik 3-1 kazandı. Maçın son setinde Arçelik'ten Ahmet Sulhan ve Özkan Mutlugil'i pas atarken sözlü olarak kandırmam onları çok kızdırmış, hatta Özkan bu yüzden benimle bir yıl konuşmamıştı.
Milli takımlarda inişli çıkışlı grafiğimiz sürüyordu. Bahar Kupası ve Avrupa Şampiyonası elemelerinde iyi sonuçlar alamamıştık.

Bir yıllık aradan sonra tekrar Sönmez Filament'e transfer oldum. Bursa'da kurduğum insan ilişkileri hoşuma gidiyordu. Başkan Celal Sönmez ve şirketin genel koordinatörü konumundaki Müjdat Tüzün biz sporcuları seven iyi insanlardı. Müjdat Tüzün bugün gördüğümde hâlâ içimin kıpır kıpır olduğu bir ağabeyim konumuna geldi zamanla. Ayrıca o şirkette tanıştığım birçok yönetici, sohbet etmekten zevk aldığım ve çok özlediğim insanlar olmuşlardır benim için. Sönmez Filament o yıl şampiyonluğa direkt favori gösterilebilecek durumda değildi. Ancak ne olursa olsun amaç hep şampiyonluktu. O yılı ligde dördüncü olarak bitirdik.

Sönmez Filament'te oynadığım üçüncü sezondu. Bir önceki yılın kadrosu korunmuş, Bulgaristan'dan biraz daha mücadeleci bir yabancı oyuncu getirilmişti. Ligde beklenen sonuçları alabiliyorduk. Ancak son final maçlarından biri olan Eczacıbaşı maçının son setinde lifim koptu ve oyunu terk etmek zorunda kaldım. Maçı yedek pasör genç İhsan'la oynayarak 3-1 kazandık. Ancak bir sonraki Halkbank ve Emlakbank maçlarında oynayamadım. Bu maçları kaybettik. Aslında genç İhsan iyi oynuyordu. Ama smaçörlerin ona olan güvensizliği takımı etkiliyordu. On gün sonra sıçramadan sadece pas atarak oynamak zorunda kaldım. Ancak Ankara'da kaybettiğimiz o iki maç şampiyon olabilme şansımızı yok etmişti. Ligi üçüncü olarak bitirebildik.

Milli takıma 1990-1991 yıllarında seçilmedim. Aslında bir pasör olarak en verimli olabileceğim bir dönemdi. Ancak geçmişte kalmış olan bu kararlara o zaman da saygı göstermek zorundaydım.

İlk Balkan Şampiyonluğunu 1992 senesinde İzmir'de oynadığımız turnuvada yaşadım. Milli takımlarda bugüne kadar Balkan Şampiyonalarında pek fazla derecemiz yoktu. Bulgaristan'ın ikinci takımıyla gelmesi ve ev sahibi olmamızın avantajınıda kullanarak iyi oynadığımız bu turnuvayı birinci bitirdik. Bu turnuvada da en iyi pasör seçildim.

Sönmez Filament takımı bu sezonda dağılmıştı. Oyuncular başka kulüplere gittiler. Genç bir takım oluşturup lige katılınması düşünülüyordu. Önceleri bu fikir hoşuma gitmişti. Ancak daha sonra iş hayatım ve İstanbul'a dönme isteğim ağır bastı. Başkan Celal Sönmez'le konuştum ve bu düşünceyi doğru bulmama rağmen İstanbul'a dönmek istediğimi belirttim. İsteğimi o anda olumlu karşılamasına rağmen aslında bana çok kızdığını yıllar sonra başkalarından öğrendim. Belki bana o anda tepki gösterseydi, fikrimi değiştirmeye çalışsaydı farklı bir karar çıkabilirdi. Yaşı genç olmasına rağmen isteklerini, tepkilerini, kızgınlığını belli etmeyen farklı bir insandı Celal Sönmez.

İstanbul'a döndüğümde Eczacıbaşından teklif geldi. Fenerbahçe'de antrenörüm olan İsmail Vuran Eczacıbaşı antrenörü olmuştu. Beni de zannedersem ağırlıklı olarak o istiyordu.
İsmail Vuran'la aramızda enteresan bir sıcaklık vardır. Fikir ayrılıklarımızı yüz yüze konuşur yeri geldiğinde tartışırız. Ancak onun ince, kıvrak, şüpheci ve biraz da insanlarla dalga geçen zekåsını hep sevmişimdir. Olayları hep önceden tahmin eder. Çünkü kaç sonuç olabilecekse hepsini söyler. Hatta olabilecek maç sonuçlarının hepsini yazıp bir yerlere saklar. Sonra da ben söylemiştim der ve çiçekliğin altından yazdığı sonucu çıkarır. Ancak hiçbir zaman hangi sonucu nereye sakladığını unutmaz.
O yıl Eczacıbaşı takımı tecrübeli ve iyi bir kadroya sahip olmasına rağmen ligi üçüncü bitirebildi. Bu sezon sonunda takımın ilk altısından beş oyuncu başka takımlara transfer oldu.

Bahar Kupalarında ilk şampiyonluğumuzu 1993 yılında Bursa'da oynadığımız turnuvada kazandık.. Grup maçlarında 3-2 yenildiğimiz Danimarka ile finale çıktık . Bursa seyircisinin desteği ve takıma yeni adapte olan genç oyuncuların başarılı performansı sayesinde finalde Danimarka'yı 3-1 mağlup ederek şampiyon olduk. Bu turnuvada da en iyi pasör seçilmiştim.

Eczacıbaşı bir yıl önceki üçüncülük sonucunu beğenmeyerek takımda değişikliğe gitmişti. Daha çok genç oyunculardan kurulu bir kadro yapıldı. Antrenörlüğe de Ukrayna'dan Viktor Mihalçuk getirildi. Ligi ikinci bitirdik. Normalde kadro olarak bizden daha iyi takımlar olmasına rağmen iyi çalışmamız ve Şakir Eczacıbaşı'nın insana geceleri uyku uyutturmayan stress baskıları başarılı sayılacak bu derecenin ana sebebidir. Bu sezonun son maçlarında sağ baş parmağım blokta tek elle topa uzanırken vurulan sert bir smaçla kırıldı. Maç sırasında bir şey hissetmedim. Ancak daha sonra yapılan kontrolde kırık tespit edildi. Her maç öncesi atelle sabitleştirme yapıldı. Sağ elimi sadece pas atarken kullanarak serviste ve blokta sol elle oynamak zorunda kaldım.

Eczacıbaşın'da bir yıl öncesine göre iyi bir sonuç aldığımızı düşünüyordum. Ancak Eczacıbaşı'nda şampiyonluk dışında her türlü sonuç başarısızlık demekti. Bu saygı duyduğum bir kulüp politikası. Bu sebeple geçirdiğim iki senenin değerlendirmesini yaptığımda bu kulüp anlayışına göre başarısız olduğumu düşündüm. İstenip istenmediğim konusunda tereddütlerim vardı. Bu sırada Galatasaray'dan teklif geldi. O anki koşullarda Eczacıbaşı'ndan ayrılmamın doğru olduğunu düşündüm ve Galatasaray'a transfer oldum.
Galatasaray'da oynadığım sezon dördüncü olduk. Sezon sonunda bir maç öncesi yöneticilerin bizimle yaptığı bir konuşma neticesinde Galatasaray'dan ayrılma kararı verdim. Zaten onlar da beni tutmak istemediler ve teşekkür ettiler.

Bu yıl milli takımda pek maç yoktu. Sadece Bahar Kupasına katıldık ve altıncı olduk.

Galatasaray'dan ayrıldıktan sonra Fenerbahçe'den Perihan Abla aradı. Tekrar Fenerbahçe'de oynamamı istiyordu. Ancak bu transfer Galatasaray tarafından engellenebilirdi. Burada Galatasaray yöneticisi Çağatay Altınlı'nın dürüst davranışını belirtmek isterim. Çünkü bir yıl önce Galatasaray'a transfer olurken bana söylediği koşulsuz bonservis sözünü tuttu ve bir yıl önce belirlediğimiz fiyata beni serbest bıraktı. Fenerbahçe'ye gideceğimi bile bile ve içerden bazı antrenörlerin tepkilerine rağmen. Fenerbahçe'de bu sezon pek başarılı olamadık. Ligi dokuzuncu olarak bitirebildik.

Avrupa Şampiyonası finallerinde hiç oynayamadım. 1979 senesinde Gençler Avrupa Şampiyonası'na gitmeyi kıl payı kaçırdıktan sonra 1995 ve 1997 yıllarında iki kez A milli takım seviyesinde finallere gitme şansını yakaladık. Ancak 1995'te tek setle, 1997'de ise sayı averajı ile finallere gitme hakkını kaybettik. Bu maçlarda 1995 yılında Fransa'yı Fransa'da 3-1 yenmemiz hayatımdaki en önemli olaylardan biridir. Gene hiç kimse bu maçı kazanabileceğimiz ihtimalini düşünmüyordu. Ancak maçın başlaması ve gelişimi içinde yakaladığımız avantajları iyi değerlendirdik. Hakan Akışık'ın güzel oyunu ve maçın dördüncü setinde 12-9 mağlupken Barış Özdemir'in oyuna girip üç etkili servisinden ikisinin direk sayı olması maçın hatırladığım önemli olaylarıydı. 1995'teki en büyük hatamız Romanya'yı Türkiye'de 3-2 yenmemizdi. Bu tip turnuvalarda kendi evinde set vermek sonradan telafisi olmayan sonuçlar doğurur. Bu elemeleri tek set averajla kaybettik.

Fenerbahçe'de ikinci yıl bir öncekine göre daha iyi bir takım oluşmuştu. İnişli çıkışlı bir yıl yaşadık. Tüm zorluklara rağmen ligi orta sıralarda bitirdik.

Milli takımlarda Bahar Kupası dışında 97 Avrupa Şampiyonası maçlarının ilk üç tanesini oynadık. Türkiye'de Fransa'yı yenişimiz gene hatırımda kalan maçlardandır. Bahar kupasında ise üçüncü olduk.

Bir yıl önce aldıkları sonuçtan memnun olmayan İstanbul Büyükşehir Belediyesi antrenörü Nedim Özbey daha önceki yıllarda yaptığı transfer teklifini bu yıl da yinelemişti. Onun heyecanı, aslında maddi açıdan daha az bir teklif ile gelen bu takıma transferime neden oldu. Başta hedefimiz üst sıralarda değildi. Ancak lig ilerledikçe, öbür takımların yaptığı hatalar bize üst sıralarda yer alabilme olanağı verdi. Biz de bu şansı çok iyi değerlendirerek kimsenin tahmin etmediği bir şekilde ligi üçüncü olarak bitirdik. Herkesin şans diye baktığı bu sonucun play-off'larda ligin güçlü ekibi Arçelik'i eleyerek sadece şans olmadığını gösterdik.

1997 yılındaki Avrupa şampiyonasında ise Fransa ve Almanya'yı evimizde yenmemize rağmen turnuvanın iddiasız ekibi İsveç'e İsveç'te yenilmemiz averajla elenmemize sebep oldu.