A TAKIMA ÇIKIŞIM VE GENÇ MİLLİ TAKIMLAR

Yıldız ve genç takımdaki oyuncuların hepsi 1959 doğumlu oyunculardı. Bir ben ve Ünsal 1961 doğumlu idik. Ötekilerin genç takım yaşları dolmuş, hepsi A takımına geçmişlerdi. Ünsal Çakmak yıllar içinde çok kuvvetlenmiş, kısa boyuna rağmen A takım seviyesinde oynayabilecek kapasiteye gelmişti. O da A takıma çıktı. Benim boyum uzamış ancak vücudum gelişmemişti. Çok zayıftım. Takımın antrenörü olan babam beni ezilirim düşüncesi ile A takımına almamıştı. Çok üzülmüştüm. Yıllarca beraber oynadığım arkadaşlarımdan ayrılmıştım. O yıllarda iki kategoride oynamak olmadığı için onlarla sahaya da çıkamıyordum. A ve genç maçları başlamıştı. A takım maçları kötü gidiyordu. Takım düşme potasına girebilirdi. Birkaç kez babama, "Beni A takıma çıkart," dememe rağmen olumsuz yanıt aldım. Genç takımda da mutlu değildim. Arkadaşlarımı kendimden daha düşük seviyede görüyor, onları küçümsüyor ve düzenlerini bozuyordum. Kendi minik kafama göre ben de A takımda oynamalıydım.
Bir hafta sonu pazar günü A takımının Ankara'da maçı vardı. Bizim genç takım maçı da cumartesi günüydü. Maçtan sonra genç takım arkadaşım Semih Albayrak ile beraber otobüse atladığımız gibi Ankara'ya bu maçı seyretmeye gittik. Kimsenin haberi yoktu. Annemden izin almış ve kimseye söylememesini istemiştim. Arkadaşlarıma ve babama sürpriz yapacaktık. Çok şaşırdılar ama hoşlarına da gitti. Ankara'da kazanabileceğimiz bir maçı 3-1 kaybettik. Takım çok kötü oynamıştı.
Ben çok üzülüyordum. Bu takımda oynamalıydım. Bana ihtiyaçları vardı. Çünkü yıllarca beraber oynamış ve bir düzen oluşturmuştuk. Mehmet Çakmak'a Ünsal, Mehmet Ali'ye de ben güzel pas atıyordum. Ortadan oynayan bu oyuncularla sonuca gidiyorduk. Bu düzen bozulmuştu.
Babamla tekrar konuşmalıydım. Arkadaşlarım da beni destekliyorlardı. "Git babanla konuş, inat etmesin," diyorlardı. İstanbul'a döndük. Salı günü babamın iş yeri olan De Yayınevi'ne gittim. Ağlayıp zırlayacak kendimi A takımına aldıracaktım. Babam yoktu. İş yerindeki yardımcısı Tekin Artemel ile konuşuyorduk. Ona fikirlerimi söyledim. Güldü. Sabah babamla maç üzerinde konuşuyorlarmış. Babam takımın Kenan'sız eksik kaldığını, düzeninin bozulduğunu söylemiş. Tekin Ağabey "Üzülme, galiba baban seni takıma alacak," dedi. Çok sevinmiştim. Babam geldi. Konuştuk.
Bugün 38 yaşındayım. Yaşamım boyunca babamdan hoşlanmadığını bildiğim, olumsuz şeyler isterken zorlanmışımdır. O yaşlarda da bir şey istemek ya da izin almak için konuşurken genelde anneme söyletirdim. Ancak o gün yayınevinde ben konuşmak zorundaydım. Babam konuşma sırasında gene diretiyordu. Benim çelimsizliğim sebebiyle A takımlar seviyesinde ezilebileceğim endişesindeydi. Tekin Ağabeye baktım, gözlerim doldu, konuşamıyordum. Babam artık A takıma çıkmayı çok istediğimi anlamıştı. "Tamam, bu hafta sonu seni maça çıkartacağım," dedi. Koşarak kulübe gittim. Arkadaşlarıma olanları anlattım. Çok sevindiler. O gün A takımıyla antremana çıktım. Hafta sonu bizim için hayati önemi olan Karşıyaka maçını 3-1 kazandık. Ligde düşer gözüyle bakılan takımımız çok çekişmeli geçen maçlar sonunda kıl payı düşmekten kurtuldu.
Sistem tekrar kurulmuş hırslı, inatçı ve kavgacı bir takım olmuştuk. Yaşımız genç milli takım yaşına gelmişti. Mehmet Çakmak ve Barhan Bayraktar bir sene önce genç milli olmuşlardı. Ancak Avrupa Gençler şampiyonası için yaşları tutmuyordu. Bizim takımdan benimle Ünsal seçmelere çağrılmıştık. Seçmelerde pasör adayları çoktu. Ben, Ünsal, Hayim, Ahmet Gülüm, Metin Görgün ve ismini hatırlayamadığım Anadolu karmasından bazı arkadaşlar. Yanlış okumadınız, Metin Görgün de İzmit karmasından pasör adayı idi. O yıl elenmesine rağmen yıllar sonra smaçör olarak milli takıma girdi. Ahmet Gülüm ile o yıllarda da şimdiki gibi çok iyi arkadaştık. Milli takıma seçilmesiyle ilgili endişeleri vardı. Milli takım antrenörü babamdı. Karar gününden bir gün önce ben babamdan Ahmet'in seçildiğini öğrendim. Ertesi gün Ahmet ile yemeğine iddiaya girdim ve kazandım. (Bu olayı ilk kez burada itiraf ediyorum. Ahmet'ciğim, özür dilerim, ama Pizza Pino'daki yemek çok güzeldi).
1979 senesinde yapılan bu seçmelerle ilk kez genç milli takıma seçildim. Kadro şöyleydi: Kenan Bengü, Ahmet Gülüm, Paidar Demir, Selim Öztreves, Antonio Drossa, Nuray Uyar, Levent, Ersin, Ali İhsan, Nurettin, Ali, Arif Demir.
Antrenör: Mehmet Bengü, Teknik Direktör: Ender Kurt
Bu takım oynadığım en iyi genç milli takımdı. Tarz olarak süratli ve az hatalı bir oyun oynuyorduk. İlk turnuvamızı İspanya'nın Seville şehrinde oynadık. İspanya, Fransa, Türkiye ve Belçika'nın bulunduğu Avrupa Gençler Şampiyonası eleme grubunda Belçika ve Fransa'yı yenmemize rağmen averajla üçüncü olarak finallere gitme hakkını kazanamadık. Bizi yenen İspanya son maçta Fransa'ya beşinci sette yedi kere maç sayısı atmasına rağmen yenildi ve biz finallere gidemedik. İlk milli tecrübemizde böyle bir sonuç bizi yıkmıştı. Üstelik o yıl Bahar Kupası'nda bizim A takımımızı yenmiş olan, herkesin yenmemizi olanaksız gördüğü Fransa'yı yenmemize rağmen.

O yıllarda milli maçlar azdı. Üç senede ancak 13 kere genç milli olabildim. Hayal kırıklığı yaşadığım bir olay da 1981 yılındaki Avrupa Gençler Şampiyonası eleme maçları idi. 1961 doğumluların son senesiydi. 61 ve 62 doğumlulardan kurulu çok güzel bir takım oluşabilirdi. Ancak geleceğin takımını kuracağız diyerek 1963 ve daha yukarı doğumlulardan kurulu bir takım götürmeye kalktılar. Ancak takımdaki oyuncular çok acemiydiler. Bir gün o zamanki G.S.G.M genel müdürü bir antreman izlemeye gelmiş. Takımın halini görünce de bu takımla rezil oluruz diyerek turnuvaya gidilmesine izin vermemişti. Olan biz 1961 ve 1962 doğumlulara ve benim genç milli takım kaptanlığıma olmuştu. Bu tür voleybolumuza fayda getirebilecek çalışmalar daha sonralarda da bilinçsiz ve programsız yapıldığı için hep olumsuzlukla sonuçlandı.
1981 yılında A milli takıma seçilebilme şansım doğmuştu. Aday kadronun içinde vardım. Ancak gidilecek olan Akdeniz Oyunları Türkiye açısından çok önemli olduğundan daha tecrübeli olan abilerimiz bu turnuvaya götürüldüler. Aday kadrodaki genç oyuncuları da bir iki takviye ile Karadeniz oyunlarına götürme kararı alındı. Üç hafta çalıştık. Son gün seyahate gitmek için toplandığımızda öğrendik ki turnuvaya gönderilmiyorduk. Gene hayal kırıklığı, kafamız önde kös kös eve döndük. Babam evde şaşırmıştı. Evden seyahate gitmek üzere çıkmış bir saat sonra geri dönmüştüm. Babam tarafından uygulanan kısa bir psikolojik tedaviden sonra bu durumu da atlattık.
1980 ve 1981 yılları Altınyurt'ta hep zorlu mücadelelerle geçti. Deplasmanlı Lig'de bir türlü düzenli, her yıl uygulanabilen bir sistem bulunamamıştı. Bu düzensizlik zaten tecrübesiz olan biz genç takımları zorluyordu. Bu yıllar alt sıralarda hep düşme korkusuyla geçti. Oynadığımız her maç bizim için çok önemliydi. Bu yıllarda yaşadıklarım benim pasörlük kişiliğimi, kritik noktalarda sorumluluk alma hissimi, riske girebilme alışkanlığımı çok etkilemiştir. Eğer o yıllarda şampiyonluğa oynayan bir ekipte genç, yetenekli, ancak yedekte bekleyen bir pasör olsaydım bugünkü oyunuma erişebilme olanağını kesinlikle edinemezdim. Buradan şampiyonluğa oynayan takımlara mesajım şu: ellerindeki genç, yetenekli, ancak kendi ilk altılarında şans veremeyecekleri oyuncuları mutlaka alt sıralarda mücadele eden takımlara kiralık olarak göndersinler. Bu takımlarda oynama imkånı bulabilecek gençler, gelişimlerini daha kolay tamamlayacak ve sorumluluk alabilen oyuncular haline geleceklerdir.