VOLEYBOLU ZENGİNLEŞTİREN PASÖR

Çok pasör yetiştirdim. Bence çağdaş voleybolda pasörlerin özel bir yeri vardır. Onun için de eğitilmeleri uzun sürer. Yetiştirdiğim pasörlerin büyük çoğunluğu karmalara, genç milli takımlara çağrıldılar, ama yalnız ikisi A milli takıma yükselebildi: Selim Çavuşoğlu ile Kenan Bengü.
Selim antrenörlüğümün çıraklık döneminde yetiştirdiğim bir pasördü; Kenan, ustalık döneminde.
İkisi de çok başarılıydılar. Ama Kenan'ın voleybol anlayışı bütünüyle benim etkimdeydi, oyunu benim gibi çözümler, benim gibi düşünürdü.
Birlikte çalışmaya başladığımız günlerde Selim voleybolu benden daha iyi biliyordu. St. Joseph'liydi. Solak bir başsmaçördü. Sol kolunu omuzundan aşağı doğru bırakır, sanki sol elinde ağır bir şey, bir balyoz varmış gibi yana yatık dururdu. Altınyurt genç takımı olarak lige hazırlanan takımda her hareketi en iyi o yapıyordu: Servis, manşet, smaç, blok, pas. Evet, en iyi pas atan da o idi.
Bir antrenör bulunana kadar takımı ben çalıştırmak zorunda kalmıştım. Aslında voleybol şubesinin yöneticisiydim. Antrenörlükle ilgim yoktu. Oyunun özelliklerini öğrenmek için Amerika'dan getirttiğim bir kitabı okuyordum harıl harıl.
Baktım, takımdaki çocuklardan hiçbiri pas atmak, pasör olmak istemiyor.
O yıllarda arkadan pasör kaçırılmıyor. Pasörler önde. Hiç smaç vurma olanakları yok. Herkes de smaç vurmak istiyor.
İyi de, hiç kimse pas atmazsa nasıl smaç vurulacak!
"Bir numaraya, servis köşesine gelen herkes pasör kaçacak," dedim.
Yani herkes bir pozisyon arkadan fileye gelip pas atacak.
Aslında görülmüş şey değil. Bir türlü olmuyor. Ama çaresiziz.
Selim arkadan kaçıp pas atınca oluyor, ama ötekilerin bir içeri, bir dışarı, bir alçak, bir yüksek paslarına kimse vuramıyor. Derken, baktım, Selim arka ortadan da kaçmaya başladı, kendi isteğiyle, arkadaşlarını, "Sen şöyle dur, sen şöyle," diye yerleştirip fileye giriyor.
Böylece "Çağdaş voleybolun ilk pasörü"ne doğru yola çıkılmış oldu.
Önceleri çaprazında oynayacak, yani kendisine pas atacak olan oyuncuyu da o seçiyordu.
Sonra yaz çalışmaları için gelen, Altan adında, kaslarından önce kafasını kullanan bir çocuğu ben pasör olarak çalıştırmaya başladım.
Selim önceleri hık mık etti, "Üç ayda pasör mü yetişir!" filan gibi sözler mırıldandı ağzının içinde. Hiç aldırmadım.
Altan yaman oğlandı. Üç ayda yalnız oyunu, pasörlüğü değil, Selim'i de, öbür arkadaşlarını da çözdü. Bütün huysuzları denetim altına aldı, takımı içerden yöneten, ama bu işi kimsenin önüne geçmeden, üstüne çıkmadan yapan gerçek bir lider pasör oldu.
Selim sinirlendi mi Altan hemen yanına sokulur, bir şeyler söylerdi.
Bir gün sordum ne diyorsun diye.
"Bak, huysuzluk etme, bir daha pas atmam sana!" diyormuş.
"Kızmıyor mu ?"
"Ne kızması, ağabey, 'Sen boşver onlara, bana uzat, bana uzat' diyor."
Solak ya, pas banda kadar uzatılacak, bloğun yanından paralele vuracak bütün gücüyle...
O günlerde daha pasların adını koymuş da değildik, ama hepsini bilirdi Selim.
Yalnız aramızda açık açık ortaya vurmadığımız bir anlaşmazlık vardı. O file hareketlerinin servise karşı yapılmasını doğru bulmazdı. Önce köşeye bir yüksek pas atardı. Karşı savunma hazır, dengeli, ne yapacağımızı bilirken file hareketleri olmaz diye düşünürdü.
Bu anlayış zamanla file hareketlerini bir çeşitlemeye dönüştürmüş, salt karşı takımın moralini bozmak için kullanılır hale getirmiştir. Özellikle ABD voleybolda gücü yeniden tekniğe üstün kıldığından beri iş bütün dünyada bu yönde gelişiyor gibi.
Oysa file hareketlerini ben bir silah olarak görüyordum. Güce karşı teknik bir silah. Zaman zaman Selim'le çekişerek de olsa Altınyurt Türkiye Deplasmanlı Voleybol Ligi'nde tam on bir yıl - profesyonel takımlar arasında tek amatör takım olarak - bu silahın gücüyle ayakta durmuş, file hareketlerine dayalı voleybol Türkiye'de yaygınlaşana kadar, devlere karşı bu silahla karşı koymuştur.
Antrenör ile lider pasör olarak Kenan ile aramızdaki uyumun temeli bu anlayışa dayanıyordu. O da benim gibi file hareketlerine bir silah olarak inandı. Ortadan oynama olanağı bulunamadığı kadar güçlü bir takıma üstünlük sağlamanın kolay olmadığını çok iyi bilen bir pasördü. Hiçbir zaman işin kolayına kaçmaz, file hareketlerini, antrenörleri yardım etmezse, kendi yaratmaya çalışırdı.
Kenan'ın pasörlüğünü yücelten özellik budur sanıyorum:
File hareketlerini oyunu renklendirme olarak görmemesi, smaçörlerine sürekli yeni smaç olanakları araştırması.
Hangi smaçörle hangi hareketler yapılabilir? Bir antrenör gibi araştırır, başka takımlarda oynarken de, hoşuma gidecek bir şeyler buldukça gelip bana anlatırdı.
Örnekse şöyle bir söz: "Pisi Bülent'e 3 m. dışından ortadan alçak pas vurduruyorum, kimse blok yapamıyor..."
Kitaplar yazmaz böyle bir pası.
Smaçörlerini zenginleştiren yaratıcı bir pasördü Kenan.

Mehmet Bengü