1979-1999
20 sene. 250 kez Milli takımda oynama başarısı...
Tarihleri denk düşse ve voleybol seviyesi daha yüksek bir ülkede olsa bu, 6 kez olimpiyat oyunlarına katılmak demek olur ki bu dünyada çok az sporcuya nasip olmuştur.
Bu rakamlar aynı zamanda Türk voleybolunda pasör açısından çok kısır bir dönem geçirdiğimiz anlamına da gelmektedir.
Altınyurt Kulübü'nde oynadığım senelerde (1974-86) yedi sezon boyunca ben onun kaptanlığını yaptım. Şimdi ise o benim kaptanlığımı yapmakta, bense antrenörlüğünü. Ama itiraf etmeliyim ki kaptanlığı benden daha iyi yapıyor.
Sene 1979... Altınyurt'un çok başarılı bir genç takımı var. Pasörler Kenan ve Ünsal. A takımında boşalma olmuş ve zor günler geçiriyoruz. Genç takımın birçok oyuncusu takviye olarak A takımında (Kenan yok). O sıralarda bir üst yaş grubunda oynayan bir daha kendi yaş grubunda oynayamıyor. A takımı oyuncuları olarak antrenörümüz Kenan'ın babası Mehmet Bey'e Kenan'ı A takımına çıkartması için baskı yapıyoruz. Kenan'la beraber oynamaya başladıktan 1-2 sezon sonra (sanırım beraber en uzun süre oynayan smaçör benim) maç içinde hiç konuşmadan ve işaretleşmeden sadece bakışarak o benim ne pas istediğimi, ben de onun kime ne pas atacağını anlar duruma gelmiştik. Bu uyumun uzun süre beraber oynayan sporcular arasında geliştiğini sanıyorum.
Yıl 1997, yer Monte Catini-İtalya. Elemelerden geçerek Dünya Şampiyonası finallerine katılabilme şansını yakaladığımız turnuva. Son gün Türkiye-Belçika maçı. İki takımdan birinin Japonya vizesini alacağı maç. Bütün maç boyunca her oyuncu büyük bir baskı altında. Sanırım en ağır sorumluluk da takımın kaptanı ve pasörü Kenan'ın omuzlarına binmiş durumda. 20 seneden daha uzun bir süredir seyrettiğim maçları arasında belki de en sakin ve ölçülü oynadığı maçlarından biri. Kenan'ın paslarıyla bütün takım çok iyi oynuyor ve maçı 3-1 kazanarak Japonya vizesi alıyoruz. Orada benim için en unutulmaz an maçtan sonra bu büyük baskının üzerinden kalkması ile Kenan'ın yedekler sırasına oturup hüngür hüngür ağlayarak hepimizi duygulandırdığı andır.
Anlatacağım son olay ise Kenan'ın oyunculuğu bıraksa bile voleybolu bırakmayacak olmasının kanıtıdır. Milli takım Dünya Şampiyonası için Herrera yönetiminde mayıs ayından beri günde çift idmanla 7 ay hazırlandıktan sonra Japonya'ya gitti ve orada maçlarını oynadıktan sonra 17 Kasım'da döndü. Dönüş yolunun 21 saat sürdüğünü biliyorum. 19 Kasım'da Galatasaray ile hazırlık maçı yapıyoruz. Kenan'a çok uzun ve yorucu bir hazırlık devresi geçirdiğini, ayrıca yolun da çok uzun sürdüğünü söyleyerek maça çıkıp çıkmamakta serbest olduğunu söyledim. Maça geldi, 3 set pasörlük yaptıktan sonra çıkarttım. 2 dakika sonra değişik renkli bir forma ile yanıma geldi, "Ben libero oynayacağım, beni oyuna sok," dedi.
37 yaşında, 7 ay boyunca hiç durmadan günde çift antremanla hazırlanıp 21 saat yolculuktan bir gün sonra karşılaştığım bu davranışın Kenan'ın voleyboldan asla kopamayacağının bir kanıtı olduğu kanısındayım.
Bana göre her oyuncuya voleybol öğretilir, iyi pas atmak öğretilebilir. Pasörün ise kendinden bir şeyler katabilmesi gerekmektedir.
Yani pasör olunmaz, doğulur.

Sağol Kenan...

EŞREF YILDIRIMER