Ah... Kenan Ah...!

Onu küçücük sakin görünüşlü ama afacan bir çocukken tanıdım. Ya 5-6 yaşındaydı... ya da bir eksik veya bir fazla... Altınyurt Kulübünün kurulduğu ilk günlerde el emeği ile düzenlenmiş toprak sahanın kenarında kendisi gibi minik Dünya ve miniminicik Tansı ile birlikte oynarken o ilk dönemin voleybol takımına yaptırdığım çalışmaları da çocuksu bir merakla izlerdi.
O günlerde sayın ve sevgili Mehmet Fuat beyefendinin voleybola gösterdiği büyük ilgi nedeniyle yakın bir gelecekte ülkemizin en iyi antrenörlerinden birisi olacağını hissederdim. Ama minikoğlu Kenan'ın birkaç yıl sonra Türkiye'mizin süper oyun kurucularından birisi olacağını ve çok uzun yıllar hep zirvede kalacağını kahin olmadığım için elbette tahmin edemezdim.
Kenan 50 yıldır aralıksız içinde yaşadığım voleybol dünyamızda bugüne kadar gelip geçmiş tanıdığım 100'e yakın pasörümüzden benim ölçülerime göre ilk 5 içine giren "altın parmaklar"dan birisidir.
İşte bu altın parmaklı çocuk zamanı geldiğine inandığı için voleybolu tadında bırakmak adına jübilesini yaparak aktif sporculuğu noktalama kararı almıştır. Onun bu kararına herkes gibi bende saygı duyuyorum. Ama yine de yıllardan beri kafamı kurcalayan, içimi adeta kemiren bir düşünce ve duyguyu bu noktada vurgulamadan geçemiyorum.
Sevgili Kenan ile tek bir milli takım organizasyonu dışında birlikte çalışma şansını uzun antrenörlük yaşamım sürecinde ne yazık ki bulamadım. Bu büyük ustanın sadece Türkiye'mizin değil, Avrupa hatta dünyanın en büyük pasörlerinden birisi olamamasınıda her ikimizin birlikte yaşadığı işte bu büyük şansızlığa bağlıyorum.
Ah... Kenan Ah...!
Sağlık, mutluluk ve her alanda üstün başarı dileklerimle.

DEĞER ERAYBAR