Sekreterimin masama koyduğu bir faks ve içeriği beni önce duraksattı, ardından da uzun bir zaman yolculuğuna çıkardı.
Faksta, kibarca yazılmış bir metinle Sayın Kenan Bengü, yani Milli Takımımızın kaptanı, birlikte aldığımız Milli Takımı bırakması kararından ve bunu neticesinde yapılacak jübile için hazırlanan kitaba Federasyon Başkanı olarak yazı yazmam yolundaki ricasından bahsediyordu.
Doğrusu ilk anda ciddi bir şekilde bocaladım. Jübile yapmasını istiyordum ama başıma bunun gelebileceğini açıkçası hiç düşünmemiştim. Doğru ya ben Federasyon başkanı, Kenan ise Milli Takımımızın kaptanı. Kitabına yazı yazmalıydım. Peki ama hangi üslup, hangi kimlikle?
Basit bir faks bütün çelişkileri ve gerçekliklerimi ortaya çıkartıyordu.
Milli Takım kaptanımıza bir federasyon başkanı olarak mı? Takım arkadaşım Kenan'a bir takım arkadaşı olarak mı?
Dostuma, kardeşime duygusal bir yazı mı? Bu kadar sıkıntılı olacağını doğrusu hiç düşünmemiştim.
Zaten her şeyimiz zor, sıkıntılı başlamıştı ve birlikte geçirmiştik bir çeyrek asırdan daha uzun, yaşamın oldukça önemli yaşlarının geride bırakıldığı ciddi bir dilimini...
1973 yılında onu ilk kez tanıdığımda Altınyurt'ta oynuyordu. O dönemin en popüler ekiplerinden biri olan Altınyurt'un yıldız takımında. O zamanlar Asya Voleybolu henüz çökmemiş ve ülkemizde yeni uygulanmaya başlamıştı. Bunun öncülüğünü ise edebiyat dünyasının olduğu kadar Voleybol dünyamızın da yol açan, yenilikçi ve önemli düşünürü Memet BENGÜ (Fuat) yapıyordu. Kenan da bu ciddi spor adamının yetiştirmekte olduğu geleceğin büyük voleybolcusu. Herkesin keyifle izlediği görsel bir voleybol şöleninin küçük maestrosu. Ben ise o dönemin bırakın Asya Voleybolunu uygulamayı, sahaya 6 kişi çıkartmakta güçlük çeken Beşiktaş'ın yeni yetme oyuncusu.
Hikayemize böyle bir başlangıç yapıp o günlerden günümüze doğru yaşadıklarımızı düşününce irkildim ve duraksadım. Hangi parçalarını yazabilirdim ki bu her anı olay dolu koca serüvenin, ardı arkası gelmez müthiş mücadelenin? Hangi birini?
Filenin iki tarafında yer alan iki azılı düşmanı mı yazmalıydım?
Yoksa sahanın dışında herkesin düşmandırlar diye baktığı iki müthiş dostu mu?
Milli Takımımıza yeni bir anlayış getiren, birbirini sonuna kadar hem saha içinde, hem saha dışında destekleyen iki pasörü mü yazmalıydım?
Yoksa Beach Volley gibi adı bile telaffuz edilemeyen bir endüstriyi ülke gündemine sokarken sabahlara kadar süren inanılmaz çalışmaları, montajları, TV programlarını, uykusuz geçen geceleri mi?
Milli Takımda oynamama kararını verdiği gün hiçbir yetkim olmamasına rağmen bir Milli Takım antrenörünün ricası üzerine bu büyük beyni zorla Milli Takıma nasıl getirdiğimi mi?
Federasyon Başkanı olduğumda hayallerimi süsleyen o büyük hedefe ilk inanan ve voleybolun spor tarihimize geçen en büyük başarısına imza atan büyük kaptanı mı?
Bilemiyorum hangi birini.
Sanırım bu tür jübilelerin kitapları bizimki gibi ilişkilere sahip insanların birbirine yazı yazması için pek uygun değil.
Biz en iyisi asli görevimize dönelim ve herkesin yaptığı gibi beylik bir lisanda;
"Büyük bir sporcuydu, ileride Türk Sporu'na ve Türk Voleybolu'na önemli katkıları olacağına inanıyorum. Bundan sonraki yaşantısında kendisine başarılar dilerim."
Diye sonuçlanan klişe bir sözle, anlaşılmakta zorluk çekilecek hikâyemizin yazımına son verelim ve büyük titizlikle hazırlanan bu kitabın akışına engel olmayalım.

AHMET GÜLÜM